Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Servisler
Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Esma Mızrak
Esma Mızrak

Acı Kaybolmaz

Bazı dostluklar, gerçekliğin dışında, bizlere yoğun bir iş gününden sonra yarının pazar olması gibi hissettirir. Sessiz, mutsuz, yorgun, darmadağın hissedersiniz… Yine de sevgiyle sarıp sarmalanırsınız. Yılların yorgunluğunu omuzlarınızdan alan, sizi dinleyen bir çift kulağın olduğunu; hatalarınızda canınızın yanmasını istemeyen birisinin varlığını bilmek sizi hafifletir. Güvende hissettirir.

Ancak yaşadığımız acılar, bize iyi dostlukların yanı sıra kötü kalpli insanların da varlığını unutturmamalı. Çünkü biz, iki gözümüzün gördüğü kadarıyla hayatı tanımlayabiliriz. Oysa her iki gözün arkasında, saygısızlıkların, incinmelerin, kaybedişlerin ve vazgeçişlerin biriktirdiği, çoğu zaman saklı kalan bir nefret vardır.

Genellikle ailede mutluluğu öğrenememiş insanlar, kendi mutluluklarını aramak yerine geçmişte takılı kaldıkları noktalarda körelir, kendilerini mutluluğa layık görmezler. Bazen de içlerinde biriken bu duygular, mutlu insanlara yönelik saldırılara dönüşür.

Bir çift gözle bitmez hikâye; aslında bir çift gözle başlar. Sizin büyüdüğünüz, yaşamak zorunda kaldığınız evler alevler içinde diye bütün dünya yanmıyor. Gece birisinin fiziksel olarak yok oluşunu kabullenmenin sancısını çeken onlarca insan, sabah kalktığında normal hayatına devam etmek zorunda kalıyor.

Kimin evinin neden alevler içinde olduğunu bilemeyiz. Herkesin kendi içinde verdiği, dışarıdan görünmeyen bir mücadelesi vardır. Kendi acımızın hararetini başka evlere, başka hayatlara yansıtmamız, insan olarak yaptığımız en büyük yanlışlardan biridir.

Kendimizi düzeltemezsek, mutluluğumuzun peşinden gitmek yerine olan biten her şeyi elimiz kolumuz bağlı oturup izlersek, bunlardan doğan sonuçlara katlanmaktan başka bir şansımız kalmaz. Hayatımızda değiştirebileceğimiz şeyler varken hiçbir adım atmamak, bazen bizi en çok yoran şeydir.

Nasip ve tedbiri birbirine karıştırmadan, bu hayat yolunda akıl sağlığımızı koruyarak devam edebildiğimiz her gün şükür sebebimiz olsun.

Nasip nasıl bir şey diye merak edersiniz diye şöyle bir cümleyle özetleyelim: Koşsan yetişemezsin, yürüsen geç kalırsın.

Tedbir ise nasibin peşinden giderken yapman gerekenleri az da olsa durup düşünmektir. Yaşayacağın şeylerden bir şey eksilip çoğalmasa bile, olabilecekleri önceden tahmin etmenin verdiği avuntuyla cesaretlenirsin. Çünkü bazen sonucu değiştiremeyiz ama o sonuca nasıl ulaşacağımız konusunda seçim yapabiliriz.

Çünkü başlıkta da olduğu gibi, acılar kaybolmaz. Bazı acılar kaybolmaz değil; hiçbir acı kaybolmaz.

Küçük İskender’in Mayıs Giremez şiir kitabında da söylediği gibi: “Şimdilik acı kaybımız yok çünkü acı kaybolmaz.” Bu söz, insanın içinde bir ukde oluşturmuyor değil.

Acılarımıza sadece alışırız, sevgili okurum. Kaybolmasını beklerken yaşadığımız sıkıntı ve acı, zamanla bizim için sıradanlaşır. Korkularımız ve çektiğimiz acı dolu günler, bir süre içimizde sızı bırakmaya devam eder. Sonra o sızıyla yaşamayı öğreniriz. Acının kaybolduğunu değil, onunla yaşamaya alıştığımızı fark etmeden hayatımıza devam ederiz.

Kendi çevremle kendi hayatım arasında bir gözlem yaptım: Acılarımızın bir kısmı, hayır diyememekten kaynaklanıyor.

Hayır diyemediğimiz her durumda biraz daha alttan alır, biraz daha kendimizden ödün veririz. Her seferinde bir şeyleri erteler, bir sonraki adımımızı geciktiririz. Bayırı ne kadar yavaş çıkarsan o kadar oyalanırsın. Her durduğunda, gözünde gitmen gereken yol biraz daha uzar.

İnsanlar arasındaki iletişimde de hayat böyledir. Bazen laflarımızı yokuşa sürer, bazı şeyleri söylemekten kaçınırız. Bize ne kadar acı verse de kaybetmek istemeyiz; bazen bize ne kadar iyi gelirse gelsin, geri dönmek istemeyiz. Çünkü insan, aşina olduğu ve ezbere bildiği o acı veren bağın yokluğuyla yüzleşmektense, o toksik bağı zihninde yaşatmayı daha konforlu ve güvenli zannedebilir. Her şeyi bitirip sıfırdan başlamak, uçsuz bucaksız bir bilinmezliğe adım atmak gibi ürkütücü gelir.

Bazen insan, kendisini mutsuz eden şeyin yokluğundan değil, o yokluktan sonra ne yapacağını bilememekten korkar. Alıştığı acıyı bırakmak, bilmediği bir mutluluğa adım atmaktan daha zor gelebilir.

Üzüldüğünde insan sevdiğine, korktuğunda ise onu sevene gidermiş.

İki çift gözden, bir et parçası dilden kocaman hayatlar bazen çiçek açıyor, bazen kocaman çiçek bahçeleri sönüp gidiyor. Bazen tek bir söz bir insanın hayatında yeni bir kapı açarken bazen de aynı söz, içinde büyüttüğü bütün umutları söndürebiliyor.

Yanlış yerde, yanlış insanı silmekten korkun. Kimseye ihtiyaç duymadan mutlu olmayı öğrenin. Bu, kimseyi hayatınıza almamak ya da kimseye güvenmemek demek değil; mutluluğunuzu bütünüyle bir başkasının varlığına bağlamamayı öğrenmek demek.

Dünyadaki en güzel his, eve dönmektir. Hayat, nerede olursan ol, eve dönmekten ibarettir. Çok güzel geçen bir yaz sezonundan sonra, mükemmel bir iş seyahatinden sonra, en büyük hayalin olan arabayı aldıktan sonra, “Keşke yapmasaydım.” dediğin bir yolculuğun ardından, kocaman bir yıkılışın ve yeni başlangıçların sonrasında bile döneceğin yer evdir.

Çünkü insan, hayatın bütün karmaşasına rağmen sonunda kendisini güvende hissettiği bir yere dönmek ister. Bazen bu yer dört duvar arasında bir evdir, bazen bir insanın yanı, bazen de kendi iç huzurudur.

Ama dünyadaki ikinci en güzel his, evin neresi olduğunu bilmektir. Çünkü insan bazen eve dönmekten önce, nereye ait olduğunu bulmak zorundadır.

Unutmayın, yalan söylemek bir şey kazandırmıyorken herkes dürüst olabilir. Asıl mesele, dürüstlüğün bir şey kaybettirebileceği zamanlarda da doğru olanı seçebilmektir.

Sizlere kafam kadar karışık, sebep sonuç ilişkileriyle dolu bir yazı bırakıyorum. Belki her düşünce bir diğerine karıştı, belki bazı cümleler kendi yolunu bulmakta zorlandı. Ama hayat da biraz böyle değil mi? Bazen bir acıdan dostluğu, bir kayıptan kendimizi, bir vazgeçişten mutluluğu öğreniyoruz.

Sizleri seviyorum. Sağlıcakla kalın…

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER