İnsan muhakkak bir döneminde acıma duygusu ile kıvranır.
Sizler dostluklarınızı veya ilişkilerinizde ki partnerlerinizde, sizin mutluluğunuzu nasıl kullandığına bakarsanız doğru veya yanlış kişi olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Size değer vermeyen veya sizi hiç tanımayan birisi sizin üzüntünüze ortak olabilme potansiyeline sahip olduğu için, mutluluğunuzu sevebilen insanlarla beraberlik kurun.
Geçmişinizin veya geleceğinizin bir geçerliliği olmadığı tek zaman anınızdır.
İleriye veya geriye bir adım atmadan anın tadı ile mutlu olabildiğinizde yanınızda kimler varsa, işte bu kişiler iyi gün dostudur. Ümitsizliğe, mutsuzluğa, sevgisizliğe herkes bir teselli verebilir, ama bir mutluluğa herkes ortak olamaz.
Pierre franckh adlı yazarın “Rezonans Kanunu” adlı eserinde “veda etmek istediğiniz olayların ve insanların üstünü çizin.
Veda etmek özgürleşmektir.” Sözü, sizlere toksik arkadaş veya partner ilişkilerinizin devamlılığının bir noktadan sonra köleleşme, takıntılaşma haline geldiğini söylemeye çalışmıştır aslında.
Arapça okullarında rastladığım bir kolay anlama adlı derste şöyle bir söz aklıma çok derin bir düşünce salmıştı, “bir şeyi daha kolay anlamak için tersini düşününüz” özgürlüğün tersi, esarettir.
Sevgisizliğin tersi, nefrettir.
Okuduğum bir kitapta “yadsımak, kaybetmektir.” Sözünden sonra yadsımak ne diye bir araştırma yapmıştım, yadsımak bir şeyi gördüğün halde görmediğimi, duyduğun halde duymadığını, yaptığın halde yapmadığını, bir şeye tanık olduğun halde tanık olmadığını veya bir şeyi söylediğini söylediğin halde bunları yapmadığını söylemektir. Yani kısaca yalan atmaktır. İlk önce kendimize sonra etrafımıza yalan atmazsak, kaybetmiş olmayız. Yalan kayboluştur, maliyetsiz kumardır. Mutluluğumuz hakkında, üzüntümüz hakkında bile yalan atarsak kaybetmiş olmaz mıyız ?
Yalan atarak kaybetmek yerine, veda ederek özgürleşmeye ne dersin ?